|
Oyuncunun da patlamanın da en hası burada!
Kritik
AddThis Social Bookmark Button

Zâlime karşı mazlumla işbirliği yapmak, sözünün eri olmak, silah arkadaşının arkasını kollamak, kadınını zor günlerde çaresizce orta yerde bırakmayıp ona sahip çıkmak... Zamanın yıpratıcılığına var gücüyle direnen 64 yaşındaki yapımcı, senarist, aktör ve yönetmen Sylvester Stallone, son bir yıldır merakla beklediğimiz yeni filmi 'Cehennem Melekleri'nin formülüne erişkin bir erkeğin kalbini fethedecek her türlü kışkırtıcı unsuru bolca katmış. Bu yoğun karışımdan ortaya çıkan sonuç ise öyle aman aman bir filmden ziyade, bizim kuşağımızı alıp yeniden 80'lere götüren, her sayfası nostalji yüklü bir 'hatıralar albümü' görünümünde...

Karanlık kişi ve kurumlar adına dünyanın dört bir köşesinde gizli operasyonlar gerçekleştiren bir grup paralı asker, son işlerinde "Vilena" adlı küçük bir Güney Amerika ada devletinin diktatörünü devirmek üzere kiralanırlar. Ancak, ekibin lideri ve yardımcısının adaya yaptıkları keşif gezisi, görevin arka planındaki, daha önce kendilerine hiç söylenmeyen bazı tehlikeli gerçekleri günışığına çıkartacaktır. Sessiz bir keşif yapmayı umarken adada ansızın deşifre olan iki adam, ilk şoku atlatıp ABD'deki toplanma noktasına geri döndükten sonra, içinden pis kokular yükselen bu görevi bir onur sorununa dönüştürecek ve hedefe bütün güçleriyle saldıracaklardır.

Önceleri yalnızca dünyevî bir menfaat için çarpışırken, travmatik bir zihinsel dönüşüm sonucunda bu kez aynı mücadeleyi yalnızca kişisel onuru korumak için ya da başka bir ifadeyle "erkekliğin şânını kurtarmak" adına verir duruma gelmek, sinemanın başlangıç yıllarından itibaren senaristlerin her dönemde pek sevdiği klişelerden biri olageldi. 1954'de Akira Kurosawa'nın "Yedi Samuray"ıyla kendi şâhikasına ulaşan bu gözde klişe, sonradan 1960'da John Sturges'in "Muhteşem Yediler"i, 1977'de Sam Peckinpah'ın "Şeref Madalyası" ve yakın zamanda da Clint Eastwood'un iki başyapıtı, 1992 tarihli "Unutulmayan" ile 2008 tarihli "Gran Torino" gibi saygın örneklerde bir çok kez karşımıza çıkmıştır. An gelip ince hesapçı mantığın şalterlerini indiren ve kendilerini bundan daha ulvî bir dâvâya adayarak fedâ eden kahramanların hikâyelerini hiç kuşkusuz ki bundan sonra da beyazperdede sıklıkla izleyeceğiz. Çünkü, o kahramanlar, aslında hepimizin (özellikle de erkek cinsinin) bilinçaltında var olan, fakat "gerçek hayat"ın maddeci zorlamaları yüzünden çoğu kez istesek bile sergileyemediğimiz ulvî bir davranış modelini, "kendini yüksek bir iyilik hareketi için gözünü kırpmadan kurban etme" erdemini hatırlatmaktalar. Sinema da son derece etkili bir ruhsal arınma aracı olarak bizlere bu tür soylu mücadeleleri göstermek suretiyle, zaman zaman vicdanî rahatlamalar yaşamamızı sağlıyor.


İşte, 1970'lerden 2000'lere kadar beyazperdede ortaya koyduğu önemli-önemsiz bir sürü filmle benim kuşağımın sinemasal beğenilerine damgasını vurmuş kült bir Hollywood simâsı; yapımcı, yönetmen senarist ve aktör Sylvester Stallone de söz konusu gerçeği çok iyi bilen bir maço olarak, 64 yaşında çektiği "Cehennem Melekleri"nde bilinçaltımızın bu yadsınmaz ihtiyacının üzerine bir güzel uzanıp tezgâhını kurmuş.

ALLAH, STALLONE KULUNU SEVİYOR!

Özellikle son 10-15 yıldır çekme fırsatı bulduğu filmlere biraz daha alıcı gözüyle baktığımda, Yüce Allah'ın, İtalyan asıllı Amerikalı kulu Sylvester Stallone'ye apayrı bir sevgi beslediğine inanır duruma geldim. Çünkü, 1990'ların ortalarından itibaren, bırakın diğer ülkelerin sinema endüstrilerini, Hollywood piyasasında bile öyle her fâniye nasip olmayacak türden fırsatlar yakaladı Sly... Önce, 1997 yılında James Mangold'un emniyet teşkilâtındaki yozlaşmayı anlatan klas filmi "Polis Mahallesi"nde (Copland) Robert De Niro ile karşı karşıya oynadı ve bu devin karşısında hiç de ezilmediği bir performans ortaya koyarak, son 30 yıldır insanların dillerine pelesenk olmuş "kifayetsiz oyuncu" söylencesini yıkmayı başardı.

Ardından da beyazperdede yine kendisinin türettiği bütün kültleşmiş karakterlere teker teker final bölümleri çekme şansını elde edecekti popüler oyuncu... Sözgelimi, 2006 yılında, ona bugünkü şöhreti ve servetini kazandıran "Rocky" serisine çok başarılı bir son nokta koydu. 2008 yılında attığı diğer bir adımda ise başrolünü üstlenmesinin yanı sıra bizzat yazıp yönettiği dördüncü bir bölümle "Rambo" külliyatını kemâle erdirdi.

Ve 2009 yılı yazında da Hollywood'daki başka hiç bir meslektaşının kolay kolay kuramayacağı akıllara zarar bir kadroyu bir araya getirerek, Brezilya'nın tropik ormanlarında "Cehennem Melekleri"ni çekmeye başladı.

Başta da söylediğim gibi, "halkına zulmeden küçük bir Latin Amerika ülkesi diktatörü ve onu temizlemeye giden sert çocuklar" üzerine kurulu bir aksiyon filminin, senaryo açısından çok da özgün bir içerik vaad ettiğinden dem vurabilmek mümkün değil. Yalnızca, bir zamanların emperyalist mesajlarla dolu ünlü televizyon dizisi "Görevimiz Tehlike"de bile bu beylik temayla herhalde bir kaç kez karşılaşmışızdır. Fakat, Stallone, filmin son üçte birlik bölümünde hikâyesine öyle bir takla attırıyor ki ilk aşamada ABD'nin denizaşırı askerî operasyonlarının yağdanlığını üstlenir gibi görünen bu serüvenin son kertede gayet anti-emperyalist bir finale evrildiğini görüyoruz. Bunu da olayların geçtiği küçük adada yaşanan zulmün faturasını -sonradan tekrar kendi millî kimliğine geri dönmeye çabalayan- kukla diktatöre değil, Amerika'nın beş kıtadaki kirli çıkarlarını temsil eden "soğuk yüzlü beyaz adam"a keserek yapıyor film. Yalnızca o da değil, hikâye boyunca "Bosna İç Savaşı göndermesi" gibi savaş karşıtı bir kaç anlamlı söylem daha yakalamanız olası...

"Cehennem Melekleri", senaryosundaki bu şaşırtıcı anti-emperyalist yaklaşımın dışında, sözünün eri olmak, zâlime karşı mazlumla işbirliği yapmak, silah arkadaşının her koşulda yanında bulunmak, kadınını çaresizce orta yerde bırakmamak ve onu cesaretle koruyup kollamak gibi, dünya üzerinde kalbi henüz kömür karasına dönmemiş olan her erkeği can evinden vuracak türden bir sürü maço simgeyle bezenmiş durumda ki bütün bunlar filmin erkek izleyici nezdindeki albenisini iyiden iyiye kuvvetlendiriyor.

Stallone, kadınlar ve onlara yönelik dikkat dağıtıcı bir romantizmden özenle arındırdığı filminde, varlıkları fiilen pek fazla yer kaplamasa da anlamlı birer kondurma şeklinde ortaya çıkan iki cins-i latife yer vermiş. Bunlar, Lacy ve Sandra karakterleri... Kahramanlarından ilki erkek milletinin kadınlara yönelik sevgisi, saygısı ve merhametinin sınanmasına vesile olurken, ikincisi ise çok daha zengin alt-metinli bir kişilik olarak arz-ı endam edip (diktacı bir generalin kızı olmasına rağmen) özgürlükçü bir siyasal düzene gönülden inanmışlığıyla, üstlendikleri kirli görevden alacakları paradan başka hiçbir şeyi umursamayan bir düzine kafa avcısı erkeği fena hâlde utandırıyor. Velhasıl, böylesi bir "sert çocuklar" hikâyesine bilinçli olarak katılan her iki kadın karakteri de kendi adıma, yönetmenin karşı cinse yönelik kısa ve öz bir saygı gösterisi yapma çabasının ürünleri olarak yorumladım.

HERKESİN SIRASIYLA SAHNESİNİ ALDIĞI BİR GÖSTERİ

Mantıksal hataların kesinlikle boş verilerek izlenmesi gereken "Cehennem Melekleri"nin en büyük numarası ise hiç kuşku yok ki bir daha hayatımız boyunca kolay kolay birlikte görme fırsatı bulamayacağımız müthiş bir kadroyu -tamamen yönetmenin kişisel hatır gönül ilişkileriyle- toparlamış olması...

Bir kere, 2004 yılında California Valisi olduktan sonra sinemayı kesin olarak bırakan Arnold Schwarzenegger'i birkaç dakika da olsa yeniden bir filmde "cameo" yaparken görmek tam bir bomba... Bundan daha bomba olan ise Arnie'nin aynı sahnelerde Stallone ve Bruce Willis ile karşılıklı oynaması! Filmin en büyük sürprizi olan "kilisedeki diyalog" bölümü, hiç kuşkusuz ki tek başına bile aksiyon sineması tarihine geçecek türden nadide bir hatıra...

Bunun dışında, Sly'ın göz yaşartıcı bir vefâ gösterisiyle, kariyeri nicedir tepetaklak olmuş eski bir meslektaşına, 1985 tarihli "Rocky-4"de acımasız Rus boksörü Ivan Drago'yu canlandıran İsveçli çaptan düşmüş aktör Dolph Lundgren'e hikâyesinde fena sayılmayacak bir rol vermesini ise yalnızca ilginç bir pazarlama numarası değil, aynı zamanda zarif bir jest olarak da yorumlamak mümkün. Sanatçı, bir zamanlar kendisiyle birlikte büyük bir gişe başarısına imza attığı Lundgren'e yönelik vefâsını, final sahnesinde -ona kıyamayarak- yaptığı son bir sürprizle de iyice pekiştiriyor.

Kadronun diğer ağır topları, Jason Statham, Jet Li, Mickey Rourke, Eric Roberts, Terry Crews, yanı sıra güreşçilikten gelme iri kıyım iki ağabey Randy Couture ve Steve Austin da "Benim rolüm az olmuş, çok olmuş" triplerine girmeksizin, Stallone'nin tatlı dili ve güleryüzünün birleştiriciliğinde sırayla sahne alıp kendi numaralarını yapmaktalar. Böylesine dişli bir kadro için son derece zorlayıcı olabilecek bir denge sorunu, Sly'ın hikâyenin içine ustaca paylaştırdığı, her karakterin en az bir bölümde maharetini ferah feza ortaya sermesine imkân tanıyan dövüş sekansları ve bireysel çıkışlara fırsat veren diyaloglarla önemli ölçüde bertaraf ediliyor. Yönetmenin bu noktada Jason Statham'a bir parça daha fazla torpil geçtiği söylenebilir ki halihazırda sektörde yıldızı zaten yeterince parlak olan 38 yaşındaki Statham da bunu hak etmekte...

Bazı filmler vardır, onlar üzerine yazıp çizerken sinema estetiğini de, yüksek felsefî mesajlar içerip içermediklerini de bir kenara bırakırsınız. Çünkü, bu tür yapımlar artık birer film olmaktan çıkar, izleyicisini hatıralar galerisinde keyifli bir gezintiye çıkaran fotoğraf albümlerine dönüşürler. Bunlarla "yüksek sanat" değil, "nostalji" ihtiyacımızı karşılamak çok daha akılcıdır.

Bazıları artık sinemaya vedâ etmiş ya da yavaş yavaş etmekte olan aksiyon yıldızlarından kurulu müstesna bir kadronun eseri olan "Cehennem Melekleri" de işte aynen böyle bir yapım... Sinemaya -mümkünse hatun kişilerle değil de, çocukluktan bu yana tanıdığınız eski bir erkek arkadaşla birlikte- gitmenizi, büfeden birer büyük boy patlamış mısır almanızı, sonra da 1976 yılında, sabahın ilk ışıklarında tırmandığı Philadelphia Belediye Sarayı'nın önündeki "Adrian! Adrian!" haykırışlarıyla genç kalplerimizi fetheden bu eğik dudaklı, baygın bakışlı, sözcükleri yuvarlayarak konuşmasıyla belleklerimize kazınmış adamın tamı tamına 64 yaşındayken, stereoidlerden dolayı pörsümüş kasları ve alabildiğine çökmüş yüzüne rağmen izleyicisine hâlâ onları eğlendirebilecek bir şeyler sunma çabasını saygıyla izlemenizi öneriyorum.

Stallone ve kankalarının gösterisini böylesi bir bakış açısıyla izlerseniz çok eğleneceğinize hiç kuşku yok. Diğer türlü bir yaklaşımda ise zaten DVD piyasası için çekilmiş ikinci sınıf bir serüven filminden daha fazlasını bulamayacaksınız.

* * *

CEHENNEM MELEKLERİ / The Expendables

Yapım Yılı ve Ülkesi: 2010, ABD yapımı

Türü ve Süresi: Serüven / 103 dakika

Gösterim Formatı: 35 mm standart pelikül film

Perde Formatı: 2.35:1

Yapım Bütçesi: 80 milyon Amerikan Doları

Yönetmen: Sylvester Stallone

Senaristler: Sylvester Stallone, Dave Callaham

Görüntü Yönetmeni: Jeffrey L Kimball

Özgün Müzik Bestecisi: Brian Tyler

Kurgucular: Ken Blackwell, Paul Harb

Yapım Tasarımcısı: Franco-Giacomo Carbone

Set Dekoratörü: Robert Gould

Kostüm Tasarımcısı: Lizz Wolf

Saç Tasarımcısı: Nicole Venables

Makyaj Tasarımcısı: Scott H. Eddo

Sanat Yönetmeni: Daniel Flaksman

Oyuncular: Sylvester Stallone, Arnold Schwarzenegger, Bruce Willis, Jason Statham, Jet Li, Eric Roberts, Dolph Lundgren, Mickey Rourke, David Zayas, Randy Couture, Steve Austin, Charisma Carpenter, Giselle Itié, Gary Daniels

İthalatçı Şirketler: Horizon International-Sinetel Filmcilik

Dağıtıcı Şirket: UIP

İçerik Uyarıları: Cinsellik/çıplaklık ve argo diyaloglar açısından şaşılacak kadar temiz bir film. Buna karşılık, doğası gereği bol miktarda kanlı ve kansız şiddet sahnesi içeriyor. O yüzden de 13 yaşından küçükler için uygun bir yapım değildir.

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: http://expendablesthemovie.com

15.8.2010

Ali Murat Güven
alimuratg@yahoo.com
Yeni Şafak

 

Yorumlar 

 
0 # ziya 2010-08-16 17:18 güzel bir değerlendirme olmuş banada 80 leri hatırlarttı. nerde o eski güzel günler. Cevap | Alıntı | Alıntı
 

Yorum ekle

İlgili Haber / Makale / Kritik / Film