|
Sırp sinemasında vicdanî kıpırdanmalar
AddThis Social Bookmark Button

İki hafta önce gazetemizin sayfalarına da konuk olan Emir Kusturica adlı o vicdansızlık ve onursuzluk simgesi -sözde- Boşnak sinemacısı, gerek Bosna gerekse Kosova'da 1990'lar boyunca gerçekleştirilen insanlık suçlarını utanmazca hafife alıp inkâr ededursun, Avrupa'nın ortasında yaşanan bu sistematik soykırım hareketine artık Sırp toplumunun vicdanı bile dayanmakta güçlük çekiyor. Genç kuşak Sırp yönetmenlerden Vladimir Perišic'in, son bir buçuk yıldır katıldığı bir çok festivalle birlikte Saraybosna Festivali'nde de 'Saraybosna'nın Kalbi' ödülünü kazanan sarsıcı filmi 'Sıradan İnsanlar', hem yönetmenin yakın geçmişte ülkesinde yaşanan etnik temizlik hareketine yönelik tavrı, hem de filmin finansörleri arasında Sırbistan Kültür Bakanlığı'nın yer almasıyla saygı duyulası bir ahlâkî hesaplaşma görünümünde...

Bir otobüs, sabahın erken saatlerinde 7 Sırp ordu mensubunu bilinmeyen bir yere doğru taşımaktadır. Aralarından 20 yaşındaki Dzoni, ortama ayak uydurmakta zorlanan acemi bir askerdir. Sonunda, Balkanlar'ın gözden ırak bir bölgesindeki terk edilmiş bir çiftliğe varırlar. Yola çıkarken, misyonlarının ne olduğu bu genç adamlardan hiç birine açıklanmamıştır. Görevlerinin gizemli havasından rahatsız olan Dzoni, her fırsatta büyük sırrı ortaya çıkarmak için şartları zorlar.

Kavurucu sıcağın altındaki uzun bekleyişlerinin ardından, çevrelerine korkuyla bakan adamlarla dolu bir otobüs çiftliğe ulaşacaktır. Başlarındaki bölük komutanı gelenlerin "düşman" olduğunu söyler. Otobüsten, yaşları 18 ilâ 70 arasında bir grup silahsız Müslüman erkek indirilir. Saatlerdir merak içinde bekleşip duran askerler, az sonra "vatanlarının güvenliği için" harekete geçmek zorunda kalacaklarını fark ederler. Ve ilk bakışta insanda bir sineği bile öldüremeyeceği kanısı uyandıran genç Dzoni, ruhunun derinliklerinde çöreklenmiş uyuyan canavar uygun ortamı bulunca, herkesi şaşırtacak kadar acımasız bir ölüm makinesine dönüşür.


"Sıradan İnsanlar", dünya festivallerinde boy göstermeye başladıktan hemen sonra, bazı Avrupalı ve Amerikalı eleştirmenler 1976 doğumlu Sırp yönetmen Vladimir Perišic'i "Balkanlar'daki etnik temizlik trajedisini fazla yumuşak bir sinemasal dil kullanarak ele almakla" suçlamış, sanatçının filminden yeterince tatmin olmadıklarını dile getirmişlerdi. Bu yaklaşıma kesinlikle katılmıyorum; çünkü Sırbistan gibi, yakın tarihte işlediği savaş suçlarından nedamet getirmeye pek de meraklı olmayan bir devlet ve toplum için, en azından ilk aşamada yeterince cesur bir çıkış bu...

Evet, "Sıradan İnsanlar" belki çok keskin yargılamalar yapmıyor, dahası suçlu olarak doğrudan doğruya Eski Yugoslavya ordusunu da işaret etmiyor. Fakat, (tıpkı bizim ülkemizde olduğu gibi) demokratik bir düzene doğru dönüşüm heyecanını bir türlü kendi iç dinamiklerinden çıkartamayan alabildiğine statükocu, "dediğim dedikçi" bir toplumdan topu topu 15 yıl sonra bu kadarının çıkabilmesi bile bana göre son derece umut verici bir gelişme... Ermeniler'in -sayısal kayıpları haddinden fazla abartılmış- sistematik soykırım masallarını bir yana bırakırsak, biz 1915 Ermeni Zorunlu Göç Kanunu sırasında "kurunun yanında yanıp giden yaşlar"ın acı hatıralarıyla henüz yüzleşebildik mi? Ülkenin bu gibi konularda ideolojik ve ahlâkî açıdan en atak davranması gereken bir numaralı sol partisinin bile daha Dersim Kıyımı gibi tarihsel trajedilerde en değme faşistlere taş çıkartırcasına "Hak ettiler, onun için yapıldı" diyşe sayıkladığı bir ülke olarak, Sırp sinemasının bu kontrollü fakat onurlu açılımını yerden yere vurmaya hakkımız yok. Çünkü bizim ülkemizde aynı şeyler ya -bütünüyle karşı tarafın tezlerini abartılı bir şakşakçılıkla olumlamak adına- en grotesk biçimiyle yapılıyor (Bkz. "Güz Sancısı" filmi) ya da ırkî bir fanatizmin baskısıyla hiç yapılamıyor!

Şimdiye kadar bir düzine dolayında ödül kazanan bu filmin ne kadar "dürüst ve namuslu" olduğunun en iyi kararını da hiç kuşkusuz ki o soykırımın bir numaralı mağdurları konumundaki Boşnaklar verebilir. Ki onlar da geçen yılki Saraybosna Film Festivali'nde Vladimir Perišic'e "Saraybosna'nın Kalbi" büyük ödülünü sunarak bu insancıl yaklaşıma nasıl baktıklarını gösterdiler. O yüzden, önyargıları iyice keskinleşmiş bir toplumdan çıkan iyi niyetli çabaları "Bardağın yarısı neden boş?" mantığıyla ele alıp yerden yere vurmak abesle iştigal...

Hele de Bosna-Hersek topraklarından Emir Kusturica gibi "Bosnalılar, iç savaşta başlarına gelenleri abartıyorlar" diyebilen ve Boşnak anne-babasına rağmen kendisini "Sırplara çok daha yakın hissettiğini" söyleyerek uzun yıllardır Belgrad'da yaşamayı seçen şerefsiz ötesi bir adam çıkmışken, Belgrad doğumlu bir Sırp yönetmenin böylesine bıçak sırtı bir projeye girişmesi hiç kuşkusuz ki çok daha anlamlı hâle geliyor. İki hafta önce gazetemizin cumartesi ekinde tam sayfa bir söyleşiyle konuk edilen o Kusturica, yalnızca Bosna Savaşı sırasındaki yavşakça tutumuyla değil, Kosova'nın bağımsızlık oylaması öncesinde fanatik Sırplar'ın düzenlediği "Kosova Sırptır" gösterisine katılıp canhıraş destek vermesiyle de milyonların midesini bulandıran bir sinemacı müsveddesidir. Kendisini hiç bir zaman Müslüman olarak görmeyen, halkına "Zaten 500 yıl önce Hıristiyan ve Sırptınız, Osmanlı'nın sömürü geleneğine bağlı kalmakta niye bu kadar ısrar ediyorsunuz" diyerek akıl vermeye kalkışan, Kosova katliamının baş sorumlusu konumundaki milis çetesi lideri Arkan'la (bu azılı katil 1999 yılında Belgard'daki bir otelin lobisinde CIA tetikçileri tarafından delik deşik edilip gebertilene kadar) enseye tokat vaziyette arkadaşlık yapan bu herifi bizden sonra gelen sinemasever ve gazeteci kuşağının söz konusu yönleriyle değil de Avrupa'daki belli çevreler tarafından haddinden fazla allanıp pullanan turistik sinemasıyla tanıyıp cömertçe taçlandırması hüzün verici bir durum elbette. Ancak, neylersiniz ki elimiz kolumuz çevremizde gözlemlediğimiz her yanlışlığı düzeltmeye yetişemiyor! Sözümüz de gücümüz de en fazla sayfamız kadar...


Perišic, filmiyle ilgili en büyük saygıyı ise hiç kuşkusuz ki kurduğu yalın sinema diliyle hak ediyor. "Sıradan İnsanlar"da hiç müzik yok; ne jenerikte, ne de trajedinin zirvesine çıkan diğer anlarda... Yönetmen, o kasvetli kıyım sürecini âdetâ bir belgesel kamerasıyla takip edermişçesine soğukkanlılık içinde aktarıyor bizlere. Ölümün üzerinden ticaret yapmıyor, duyguları patlama noktasına taşıyacak sinemasal egzajerasyon numaralarının hiç birine başvurmuyor. Oyuncular deseniz, onlar da "artistlik yapmak"tan ziyade, gerçek birer ordu mensubuymuş gibi rollerini en uç noktada yaşamaktalar. Sırf bu yüzden, filmin batılı festivallerdeki gösterimlerinde bitiş jeneriği akarken izleyicilerin dakikalarca susup kaldığını, ne lehte ne aleyhte hiçbir tepki veremediklerini okudum bazı kaynaklarda... Böyle bir yöntem, Vladimir Perišic'inki gibi hassas pozisyonlarda, mevcut ahlâki seçenekler arasında en doğrusu olarak kabul edilebilir. Siz fazlaca bağırıp çağırmadan parmağınızla vahşeti işaret edersiniz, izleyici zaten ondan çıkartması gereken sonuçları çıkartacaktır.

Öte yandan, Euromages fonu destekli bu yapımın finansörleri arasında Sırbistan Kültür Bakanlığı'nın da yer almasını başlıbaşına bir devrim olarak görmekteyim zaten... Avrupa Birliği'nin dayatmalarına bağlı olarak kendini her geçen gün biraz daha "Avrupalı" yapmaya çabalayan ırkçı ve gelenekçi Sırp toplumu, içinden az da olsa "vicdan"ı temsil eden aydınlar, bürokratlar ve devlet adamları da çıkarmaya başladı demek ki... Bosna ve Kosova kıyımları sırasında üzerinde en fazla düşündüğüm konuydu bu. "Yan komşuları evlerinden alınıp öldürülmeye götürülürken, yıllarca onunla yarenlik etmiş Sırp orta sınıfı, en önemlisi de aydın takımı nasıl olup da gönül rahatlığıyla uyuyabildi?" diyerek kendi kendimi yemiştim. İşte, o günlerde rahat uyuyamayanlar, şimdilerde kafalarını 15 yıllık bir gecikmeyle de olsa kovuklarından çıkarmaya başladılar. Maçın son raundunu insanlığın kazanması adına hayırlı bir gelişme bu; ki hepimiz süreci desteklemeli ve alkışlamalıyız. Üstelik yalnızca hasımlarımızın dönüşüm sancılarını değil, kendi ülkemizde atılan benzer adımları da... Güneydoğu Anadolu'daki o asit kuyularının ardında yatan korkunç gerçekler; gündüz vakti evlerinden alınıp beyaz Renault 12 otomobillere tıkılarak götürülen ve bir daha da geri gelmeyen yüzlerce insanın akıbeti ortaya çıkarılmadan, bu topraklarda yaşayan bütün onurlu yurttaşlara rahat bir uyku çekmek haram olmalıdır!

"Sıradan İnsanlar", yalnızca bu hafta sonunun değil, aynı zamanda içinde bulunduğumuz yılın da en önemli filmlerinden biri... Yeryüzündeki iyilik-kötülük savaşını vandalizmin değil yüksek insanlık değerlerinin kazanmasını gönülden arzulayan bütün sinemaseverler ne yapıp edip görmeli...
 
* * *

SIRADAN İNSANLAR / Ordinary People

Yapım Yılı ve Ülkesi:
2009, Sırbistan-İsviçre-Fransa ortak yapımı / Eurimages Fonu destekli proje

Türü ve Süresi: Savaş suçları üzerine drama / 80 dakika

Gösterim Formatı: 35 mm standart pelikül film

Perde Formatı: 2.35:1

Yönetmen: Vladimir Perišić

Senaristler: Vladimir Perišić, Alice Vinocour (danışman)

Görüntü Yönetmeni: Simon Beaufils

Özgün Müzik Bestecisi: Filmde hiç müzik kullanılmamıştır.

Kurgucu: Martial Salomon

Yapım Tasarımcısı: Diana Radosavljevic

Oyuncular: Relja Popović (Džoni), Boris Isakoic (Narednik), Miroslav Stevanovic (Ivan)

İthalatçı Şirket: Bir Film

Dağıtıcı Şirket: Tiglon Film

İçerik Uyarıları: Sırpların Müslümanlara yönelik etnik temizlik operasyonu kapsamında barbarca davranışlar, insan kıyımı sahneleri ve zaman zaman da kaba diyaloglar içerdiğinden dolayı, ilköğretim çağındaki izleyiciler için uygun bir yapım değildir.

Resmî İnternet Sitesi ve Fragmanı: http://wildbunch.biz/films/ordinary_people

Yeni Şafak-Sinema Puanı: * * * *

17.7.2010

Ali Murat Güven
alimuratg@yahoo.com
Yeni Şafak

 

Yorum ekle

İlgili Haber / Makale / Kritik / Film