| Başlangıç |
|
Christopher Nolan şu sıralar Amerikan film endüstrisinin en güçlü prensi. Bugüne dek ne yumurtladıysa altın çıktı. Yeni filmi “Başlangıç” ise kısa sürede bir fenomene dönüşecek gibi görünüyor. Bizzat Nolan’ın ‘aklın mimarisinde geçen bir film’ olarak tanımladığı “Başlangıç” biraz “Akıl Defteri”nin, biraz “Sil Baştan”ın (Eternal Sunshine Of The Spotless Mind), biraz da “Hücre”nin (The Cell) çocuğu. Her ne kadar bu öyküyü 10 yıldır ‘zihninde’ tasarladığını söylese de, bu böyle. Nolan’ın filmi bu üç filmin kesiştiği ortak bir kümeyi kapsıyor. Bireyin hafıza ve bilinçaltının derinliklerine sızan “Başlangıç”, öncüllerinin tezlerini hem matematiksel hem mimari hem de felsefi anlamda geliştiriyor belki, ama aynı şeyi sinemasal anlamda da yapabiliyor mu, bunu söylemek zor. Özellikle “Akıl Defteri”nde insan belleğinin hafıza ve anılar bölgesindeki hükümranlığını çoktan ilan etmiş yönetmen, burada oradaki tezlerine bolca aksiyon serpiştiriyor. İki film arasında gözden kaçırılmayacak benzerlikler var. Her ikisi de karısının yasını tutan ana karakterleri kadar, kafa karıştırıcı yapılarıyla dikkat çekiyorlar. ![]() Karşımızda, insan zihninin tahripkar yapısını resmeden, sürreel sahneleriyle beş lobunuzu da diri tutacak bir film duruyor. Hans Zimmer’in bir an olsun durmayan tınıları eşliğinde, “Kara Şövalye”dekini andıran, soluk soluğa ritmiyle “Başlangıç” çarpıcı ‘akıl oyunları’ sunuyor. ![]() “Akıl Defteri” ve “Başlangıç”, zihnin aldatıcılığı üzerine Nolan’ın bizlere yaptığı yegane sunumlar değildi. İki Batman filmini bir kenara koyarsak, “Insomnia” ve “Prestij” de bir bakıma bu temayla haşır neşirdi. Hatta “Başlangıç”taki öykünün tematik olarak antitezi “Insomnia”daydı. Filmin uykusuzluktan mustarip dedektifi Will Dormer (Pacino), bu ‘sakatlığı’ yüzünden her geçen saat biraz daha vesveseli, biraz daha sanrısal bir psikolojiye bürünüyordu. Uyku hali kadar uykusuzluğun da insanı bir nevi ‘düşsel alemlere’ götürebileceğini savlıyordu Nolan orada da. “Prestij” ise, malum, insan zihnini aldatma üzerine kurulu bir zanaat olan illüzyon üzerinden yönetmenin izleyicisine şapkadan pek çok tavşan çıkardığı bir filmdi. “Başlangıç”ın bir handikabı varsa, o da Nolan’ın tıpkı “Kara Şövalye”deki gibi öyküye paldır küldür dalması. İlginç bir tercihle, öykünün iskeleti olan zihinsel hırsızlığın teknolojik altyapısını bize sunmaya yanaşmıyor bile. Bırakın onu, film kesif zamansızlığıyla izleyicisine hiçbir ‘teknik destek’ de sağlamıyor. CGI numaralarıyla Paris’i eğip bükmesi veya okyanus falezlerini eritmesi (benzer bir imgeye Gondry de “Sil Baştan”da başvuruyordu), kimi sonsuz ayna ve labirent imgeleriyle görsel anlamda oynaması, “Başlangıç”ı son derece ilginç bir sinemasal deneyime dönüştürüyor. Kimin kimin düşünün içinde kaybolduğunu kestirmenin hayli zor olduğu bu ‘akıl turu’, taşıdığı ihtişam ve barındırdığı bazı özgün fikir ve imgeler dışında bir kalıcılık sağlayamıyor. Nolan’ın düşlerimizdeki maceralarımıza epey kafa yorduğu belli, uyanmamızı tetikleyen öğelerden ‘belirtili nesne’sine kadar... Ama yönetmenin onun ‘ötesine’ geçemiyor. 2.7.2010 Burçin S. Yalçın |
Hayatı ıskalayan bir filmAslan Güler |
Vallahi insan da ailede bu kadar kötü bir şey değil be sevgili ÜnlüAli Murat Güven |
![]() 'Mavi Marmara'yı basan zebanilere izlettirilmesi gereken bir belgeselAli Murat Güven |
![]() Hayatla ölüm arasında 'İnce Kırmızı Hat'Aslan Güler |
![]() Çoğunluğun gölgesindeAgâh Uslu |