|
Kusturica'nın bulunduğu yerde, ben ve sayfam -elbette ki- yokuz...
AddThis Social Bookmark Button

Antalya Altın Portakal Film Festivali'ni düzenleyen AKSAV (Antalya Kültür ve Sanat Vakfı), bu yıl 9-14 Ekim tarihleri arasında düzenlenecek olan 47'nci festivalin yarışmalı bölümünün jüri üyeleri arasında, kendisini son 15-20 yıldır Sırp zanneden Boşnak yönetmen Emir Kusturica'nın da (Emir Kusturitza okunur) yer alacağını açıkladı.

Evet, yanlış duymadınız; Bosna İç Savaşı sırasında ırzına geçilen Boşnak kadınlara hitaben "Meseleyi lüzûmundan fazla abartıyorsunuz" diyen, 250 bin insanın hayatına mâlolan soykırımın çözümü olarak "500 yıl önce zaten hepimiz Sırp'tık, yeniden Sırp ve Hıristiyan olalım, olsun bitsin" önerisini getiren, bir çok kereler "Boşnak bir anne-babadan doğdum, fakat kendimi kültürel açıdan Sırplara daha yakın hissediyorum" açıklamasını yapan, Temmuz-1995'de yalnızca iki gün içinde 10 bin Müslüman erkeğin şehit edildiği Srebrenitza katliamının kurbanlarını anmak üzere o tarihten beri düzenlenen hiç bir törene katılmayan, CIA ajanları tarafından öldürülene kadar Sırp milis kuvvetleri komutanı Arkan (yanı sıra da Lahey Savaş Suçları Mahkemesi'nce yargılanırken hapiste ölen Sırbistan Devlet Başkanı Slobodan Miloseviç) ile çok yakın birer dost olan, 15 yılı aşkın bir süredir anavatanında değil de Belgrad'da yaşayan ve orada bir tür "prens" muamelesi gören abidevî (!) sinemacı Emir Kusturica, önümüzdeki aylarda düzenlenecek bu festivali "jüri üyesi" olarak şereflendirmeye hazırlanıyor. Üstelik, duyduğuma göre iknâ edilebilmesi için epeyce de bir dil dökülmüş.

EMİR KUSTURİCADoğal olarak, bu açıklamayı haber aldıktan sonra benim de 47'nci Altın Portakal organizasyonuyla her türlü meslekî ve duygusal ilişkim sona erdi. Temmuz ayının son günlerinde İstanbul'da, Esma Sultan Yalısı'nda düzenlenen tanıtım kokteyline davet edilmeme rağmen katılmadığım gibi, bundan sonra söz konusu festivale ilişkin hiç bir etkinlikte yer almayacak ve hakkında tek kelime yorum yazmayacağım.

"Bosna!" adlı 1994 yapımı unutulmaz belgeselin yapımcı ve yönetmeni, Yahudi asıllı Fransız düşünür Bernard-Henri Lévy, Kusturica'nın ülkesindeki iç savaşa karşı sergilediği umursamaz yaklaşım ve bu bakış açısının cisimleşmiş bir ifadesi görünümündeki "Yeraltı" (Underground, 1995) adlı kepaze filmini gördükten sonra 1990'ların ortalarında şöyle demişti:

"Son derece munis ve mazlum insanların yaşadığı bir diyardan, kendini sanatçı olarak nitelendiren bu kadar kalpsiz ve omurgasız bir adamın çıkabileceğini tasavvur etmek benim için gerçekten çok zordu. Ancak ne yazık ki Kusturica sayesinde böylesine sıra dışı bir örnekle karşılaşma bahtsızlığını da yaşamış olduk."

Altın Portakal'ın bu yılki etkinliklerini pas geçme kararım bütünüyle kendimi ve yönettiğim sayfayı bağlıyor; yoksa Yeni Şafak'ın diğer sayfaları, bölümleri ya da eklerinde meseleye bu perspektiften bakmamayı yeğleyen daha liberal arkadaşlar da çıkabilir elbette... Kusturica'lı festivalin güncesini merak edenler, gelişmeleri onların kaleminden takip edebilirler. Ben, sinema yazarlığı mesleğini dinî, ahlâkî ve insanî duyarlılıklarından çok da uzaklarda konumlandırmadan yürütme çabasındaki bir gazeteci olarak, Bosna İç Savaşı ve sonrasında halkına karşı takındığı iğrenç tavırlardan dolayı Avrupalı aydınlar arasında bile artık eski itibarı kalmamış olan bu düşük ruhlu adamı ve onun ayak izleriyle kirleteceği bir sinema etkinliğini ciddiye almamayı seçtim.

İlgililerine önemle duyurulur.

14.8.2010

Ali Murat Güven
alimuratg@yahoo.com
Yeni Şafak

 

Yorum ekle