| Kahraman, perde kuramı, örnekler ve reform (5) |
|
Osman Sınav hareketli görüntüye olan ilgimi körükleyen yönetmenlerden biri. Sabah Ülkesi* 25'inci sayısında Osman Sınav'la bir röportaj yapmış. Osman Sınav bu röportajta sinema hakkındaki düşüncelerini anlatmış. Öncellikle o bölümleri burda paylaşmak istiyorum. "Bir hikaye, dram kurmak için birçok şeyin hala maalesef tartışılmadığı, düşünülmediği fikrindeyim. Mesela, İslam kültürünün özünde 'dram' fikri yoktur. Her şeyde bir hayır olduğu inancını taşır İslam kültürü. Bunun yanında Yaratıcı, insanlara hikaye anlatarak seslenir. Demek ki bir hikaye, dram kurgularken bir şeyleri temel alarak kurgulama zorunluluğumuz vardır. Ona bir başka nazar ile bakmamız gerekiyor. Böylece bir başka dram şekli ortaya çıkacaktır. Yani içinden 'şeytaniliği', 'şüğheciliği' aldığınızda başka türlü bir hayat kurgulamanız gerekiyor. Bunları çözmemiz lazım. Mesela şöyle izah edebiliriz bu durumu: Batı sineması bildiğiniz üzere üç 'akt' üzere kuruludur. Bu bizim kompozisyonlarımızda kullandığımız 'giriş-gelişme-sonuç' fikrine benzer. Yaklaşık son iki yüzyıllık bir süreçte biz de batılı eğitimden beslendiğimiz için bu bize de bu şekilde yansımıştır. Misalen dünyadaki tüm insanların ortak bir hali olan 'aşk'. Aşk temasında çok meşhur olan Romeo ve Juliet de bu üç akt üzere kuruludur. Fakat aynı konuyu, hali işleyen, bizim kültürümüzdeki Fuzuli'nin Leyla ile Mecnun'una baktığımızda bir dördüncü aktı görürüz. İşte anlatmak istediğim bu. Bizim şu anda dramda, hikayede ve tabii ki sinemada bu dördüncü akta yaslanan, ondan beslenen bir damar geliştirmemiz gerektiğini düşünmekteyim. Bunun hakkında bir çalışmaya, gelişmeye maalesef ben şimdiye kadar rastlamadım [...] Sonuç olarak ben bizim sınemamızın dört akt üzere kurulması gerektiğini düşünüyorum. Bu dört aktı şu şekilde adlandırıyorum: Birinci Akt – Vahdet; İkinci Akt – Vücut; Üçüncü Akt – Vicdan;Dördüncü Akt – Vecd'. Dört V' kuralı diye nitelendirebiliriz. Bu fikri geliştirebilirsem bir dün sinemada bir 'Dört V' teorisi ortaya atmak istiyorum." Osman Sınav Hikaye üzerine ciddi kafa patlatmadan insan sinema filmi çekemez. Sinema hikaye anlatır. Hikaye anlatmanın değişikenleri var. Osman Sınav verdiği röportajta bunlardan birine dikkat çekiyor: Hikayenin parsellenmesi. Her hikayenin en az bir kahramanı vardır. Önce kahraman oluşturulabilir veya hikayede kahraman aranabilir. Film için önemli olan hikaye ve kahraman uyumu [veyahut tezatı]. Kahraman hikayeye sonradan da dahil olabilir, ama hikayeye aittir. Her hikaye başlar ve biter. Bu iki uç arasında bir şeyler olur. Kısacası en az her hikaye üç bölümden oluşur. Osman Sınav'ın önerdiği gibi ekstra bölümler eklenebilinir. Her eklenen yeni bölüm bir yenilik getirmesi lazım. Osman Sınav'ın modelinde yenilik "Vecd". Bu bölüm yenilik ifade ettiğinden dolayı hikaye dörde bölünmüş olur. Kısacası bu modelin olabilirliği var, ama bölümün dramaturjisi ayrı konu. Kendi sinemanı geliştirmek istiyorsan pergelleşmen gerek. Bastığın yerin hikayesini anlatmak yerel bir sinema geliştirmek için yeterli değil. Sinemacılar kendi toprakların hikayesini batılı veya doğulu tekniklerle anlatırsa hakiki manasıyla yerel olamaz. Osman Sınav'ın dediği gibi batının hikaye anlatımıyla doğunun hikaye anlatımı arasında fark var. Şimdi bir İslami sinema oluşturmak istiyorsak iki çalışma yapmamız lazım. Bir İslami hikayeleri analiz etmek gerek. Buna önce Kuran'da geçen hikayelerin anlatımını analiz ederek başlamak gerek. Ondan sonra İslam çoğrafyasında çıkan hikayeleri analiz ederek devam etmek lazım. Türkiye özelinde Ömer Seyfettin gibi şahsiyetlerin hikayelerini analiz ederek devam edilebilinir. Olay komedi olacaksa Nasreddin Hoca'nın hikayeleri ele alınabilinir. Bu çalışmanın sonucu hikaye anlatımının teorisi oluşturulur. Bu bölüme normatif bölüm diyebiliriz. "El kervanlarına katıl düşünce ve sanat oymaklarını kelebek gibi dağıl, arı gibi dolaş, karınca gibi bilgi harmanlarını arşınla." Sezai Karakoç, Yitik Cennet İkinci etapta dünya sinemasına bakmak lazım. Sinema akımlarına katılmak ve onları anlamak lazım. Arı gibi filmlerin estetiğini toplamak lazım. Karınca gibi film harmanlarını arşınlamak lazım. Kısacası sinemanın işleyişini anlamak. Sinema hikaye anlatır, ama kendisine has ~100 yıllık bir tarihi vardır. Bundan faydalanmak lazım. Bu bölüme deskriptif bölüm diyebiliriz. Bu iki çalışma sonucunda ortaya çıkan anlayış İslami itikadı ile çatışmamalı. Anlayış itikada aykırı değilse ortaya yeni bir İslami sinema anlayışı çıkmış olabilir. *Avrupada üç ayda bir yayınlanan kültür ve sanat dergisi 05.12.2011 Ömer Bekdemir |
3 Kalem 1 Kelâm - Ey Gören Fakat Görünmeyen!3 Kalem 1 Kelam |
Kuyumculuğa YönelmekM.Akif Güler |
Kahraman, perde kuramı, örnekler ve reform (5)Ömer Bekdemir |
Kahraman, perde kuramı, örnekler ve reform (4)Ömer Bekdemir |
Nietzsche’nin Tarr’ı, Tarr’ın Nietzsche’siEnver Gülşen |