| 3 Kalem 1 Kelâm - Ey Gören Fakat Görünmeyen! |
|
Majid Majidi'nin yazıp yönettiği The Color of Paradise filmini 3 Kalem 1 Kelâm bölümümüz için yorumladık. Aslan Güler Farkındalık.. Kusursuz mükemmelikle bir mühendislik harikası olarak yaratılan ve türtü türlü techizatlarla donatılan insanın belkide en büyük zaafiyetlerinden bir tanesi nazar-ı gaflet ile bu mükemmeliğin farkına hiç bir zaman varamayabilecek olabilmesi. Bu mükemmelliği insanın algılamayamamasından yada öyle bir nazarla kendi cismine bakamıyor olmasından kaynaklanıyor olacak ki; her hangi bir uzvu ile imtihana tabi tutulup bedenine yoğunlaşan insanlar fiziki olarak normal sayılabilecek insanlara nazaran daha bir farkında oluyorlar hayata karşı. Her biri önce insanın kendini sonra kainatı sonrasında yaradanı tanımak için ayrı ayrı vazfilendirilip şekillendirilerek insanlara bahşedilen görme duyma işitme, dokunma gibi duyular belkide hiç bir zaman gayeyi asliyelerini yerine getiremeden mayası olan toprağa geri dönüyor. Majidi bu aşamada bize kainatı okumada klasik bir nazar olarak adledilen göz den ziyade her duyunun ne kadar da önemli ve yeterli olabileceğini küçücük ağma bir çocuğa elleriyle kainatı nakış nakış okutarak gösterir. Majidi diğer filmlerinden alışkın olduğumuz baba oğul ilişkisi üzerine oturtur filminin temelini. Bir tarafda hayatın silleleri ile derbeder olduğunu düşünen sabır ve şükrü algılayamamış nefsani arzularının esiri bir baba, diğer tarafta gözleri doğuştan ağma hayat dolu bir çocuk. (burada özellikle olmasına karşın cümlesini kullanmaktan kaçınıyorum) Çoçuk görmeyi arzulamaktadır. Fakat daha rahat oyun oynayabilmek yada hayattan daha fazla zevk alabilmek için değil sadece başta babası olmak üzere ailesinin onu daha çok sevebilmesi için. Gözleri olmamasına karşın hayata tutunabilmiştir yoksa, görmenin yokluğunu çok da hissetmemektedir. Bu arzunun temelinde sevgi vardır. Kendisini bir yük olarak görerek çevresinden uzaklaştırmaya çalışan başta babası olmak üzere ailesi ve yakınlarından görmeyi arzuladığı sevgi. Baba karısının ölümü başta olmak üzere bütün sıkıntılarının cezasını çocuktan çıkarmaktadır nerede ise. Bir fırsanı bulup kendinden uzaklaştırmaya çalışır. Görmemek baba için kurtuluş demektdir kendi aklınca. Filmin başlangıcında babasını beklediği sırada yavru bir kuşu kurtardığı sahnede zayıf olmanın itilmekten öte daha da merhamete layık olmak demek olduğunu öğretir ağma gözlerine rağmen bizlere. Majidi kanımca çok iyi bir gözlemci, yoksa bu kadar etkili bir dile sahip olamayıp küçücük bir çocuğun duygularına bu kadar ayinedar olmazdı diye düşünüyorum. Çocuğun çiçeklere, yavru bir kuşa sonra toprağa dokunuşları onlardan bir mana çıkararak adeta okumaya çalışması mükemmel bir donanım olduğununu hep düşündüğüm el uzvuna daha rahmani bir nazarla bakılabileceğini gösterdi. Filim teknik ve oyunculuk kısımlarınada kısaca değinmek gerelirse başroldeki Muhammed karakterini oynayan Mohsen Ramezani baba karakterini oynayan Hossein Mahjoub ve nine rolündeki Salameh Feyzi çok başaralı bulduğumu söyleyebileceğim. Özellikle Mohsen Ramezani filmin dramatik yükünü çok iyi sırtlayarak boyundan çok büyük bir işe imza atmış. Aslında bu bile filmle paralel olarak oyunculuk içinde görmenin çokda büyük bir etken olmadığını gören ! gözlerin önünne sermiş Görsel olarakta çok başarılı bulduğum filmin özellikle ailecek mutlu vakit geçirdikleri sırada arka fonda duyduğumuz müzikleride filme çok iyi bütünleşmiş. Günahlarla kirlenmiş ellerimizi gök yüzüne açtırarak çok şükür dedirtebilecek bu şekilde belkide rahmanı yağmurlarla ellerimizi kirlendirinden arındırabilecek bir film Cennetin Rengi. Ailecek ibretle izlenmeli.. ![]() Bekir Arslan Gözleri görmeyen ve özel bir okulda eğitim alan Muhammed’in yanında babasının da hikâyesinin anlatıldığı bir arayış filmi diyebiliriz “Rang-e Khoda” için. Türkçe tam karşılığı: “Allah’ın Rengi” (Ve deyin ki:) “Allah’ın boyası (ki biz onunla boyandık, dînine girdik). (Böyle) boya cihetiyle Allah’dan daha güzel kim olabilir? Biz ise, ancak O’na kulluk eden kimseleriz!” (Bakara, 2:138) ayetindeki Allah’ın boyası, Allah’ın dini, yani O’nun temizlemesi demektir. Çünkü iman, nefisleri temizler. Majid Majidi’nin 1999 yılında hazırladığı film tam olarak bu hakikati yorumlamak üzerine kurulu. Muhammed’in marangozun yanındaki canhıraş bir şekilde niyetini açıkladığı ve Allah’ı bulmak için dokunabildiği her şeye dokunarak bu kâinatı anlamaya çalışması, insanoğlunun dünya hayatındaki mücadelesini simgeliyor. İkinci karakter olarak algılanan yer yer seyircinin sinirlendiği baba karakteri ise en az Muhammed’in karakteri kadar etkili ve sorgulamalarla boğuşan bir karakter. Sonuçta zaaflarıyla, sevinçleriyle, üzüntüleriyle herkesin olabildiği kadar insan. İran Sineması’nın geneline baktığımızda bir dinginliğin olduğunu farkederiz. Tam bir kötü karakter yoktur. Zaafları olan günahkâr insanlar vardır. Oysa Batı Sineması örnekleri bunun zıddıdır. Majidi ise İran kültürünü kıvamında yorumlayan başarılı bir yönetmen. Rang-e Khoda da en az Bacheha-Ye aseman kadar hoş bir film. ![]() Mehmet Akiif Güler Allah’ın Kudret Eli’yle! yaptıklarını, insanın kendi eliyle hissetmesi, okuması, anlaması, herkese anlatmak istemesi; işte dünya gözü kapalı olan Muhammed’in yapmak istediği bu “The Color of Paradise” filminde. Başından sonuna kadar “el” birçok yerde öylesine etkili kullanılmış, acaba bu bizim bildiğimiz, her an kullandığımız “el” mi? basit bir ele bu kadar ağır bir mesuliyeti yüklemek! Basit bir el ve Allah’ı görmek sonrasında onu tanımak. Aslında sadece Muhammedin hikayesi değil sadece anlatılmak istenen, babası ve içinde bulunduğu durum da var. Dünyada rahat yüzü “görmeyen” babanın feryadı, daha da belirginleştiriyor aradaki renk farkını. Okumak! Bir çok yerde vurgulanıyor, sudaki taşları, ağacı, kuş tıkırtılarını, görmeden okumak. Kur’anın ilk emri “Oku”mak ile aynı renkte sanki. Her neye sahip isen onunla okumak. Konusu itibariyle ağır olması gereken bir film aslında, derin manalar yüklemiş yönetmen Bir film bu konuyu açıklamaya yeter mi bilinmez orası gerçi, belki de bunun aksine başka bir mesajı var filmin! Harika anlatımlar ve tasvirler mevcut. Latifeler, espriler tam yerinde kullanılmış, konunun ciddiyetine zarar vermemiş. Diyaloglar, oyunculuklar, mekânlar tam yerinde ola ki etkiliyor insanı canı gönülden. Bir seferinde otobüste seyretmiştim yanımdaki insanlar gözlerini filmden alamadılar sesleri duymadıkları, sadece görüntüsüne baktıkları halde. Bir başka açıdan; The Color of Paradise filminde, “Cennetin” rengi 4 tane rengi; Bahâre, Haniye, Eziz en parlak olanı da Muhammed imiş. İlk cümlesiyle hiç bitmeyen bir film. “Ey Gören Fakat Görünmeyen!” ES - Etkili Sahneleri: Muhammed’in yetimhanede tek başına ninesinin sesini teypten dinlemesi. Sudaki taşları okumaya çalışması. Hamura yazı yazması. Üflediği tüy gibi uzaklara gitmesi. DS – Düşündüren Sahneleri: Ninesinin elinin beyaz olduğunu söylemesi. Ağaç kakanın tıkırtısını okuması. Marangoz ile Muhammed’in konuşması. KS – Komik Sahneleri: Yetim hanedeki öğretmenin, Muhammed’in babasına telefon etmesi. Köy okulundaki öğretmenin Muhammed kitap okurken bakışları. Eziz Ninenin Muhammed’e koşması. 26.01.2012 |
3 Kalem 1 Kelâm - Ey Gören Fakat Görünmeyen!3 Kalem 1 Kelam |
Kuyumculuğa YönelmekM.Akif Güler |
Kahraman, perde kuramı, örnekler ve reform (5)Ömer Bekdemir |
Kahraman, perde kuramı, örnekler ve reform (4)Ömer Bekdemir |
Nietzsche’nin Tarr’ı, Tarr’ın Nietzsche’siEnver Gülşen |
Yorumlar