|
Türkiye'deki en önemli sorun da seyirci. İnsanlar filme birinci gün gitmiyor. Mesela 'Sözün Bittiği Yer' yaklaşık 85 kopyayla çıktı. Birinci gün sadece bin kişi görmeye gitmiş. Yani seans başına ortalama üç kişi ya da dört kişi düşüyor. Bu filmin kötü olduğunu rüyanda mı gördün de gitmiyorsun veya Recep İvedik'in iyi bir film olduğunu nasıl anladın da gidiyorsun... Söyleşi : Seyid Çolak / Milli Gazete
Fatih Akın da Altın Ayı aldı buna nasıl bakıyorsunuz?
Fatih'i Türkiye yönetmeni saymamak lazım. Fatih Almanya'nın yetiştirdiği bir sanatçı. Bu değerler ona bir şey katmıştır şüphesiz. Neticede Alman filmi çekiyor, parasının tamamını da onlardan alıyor. Onun başarısı bizim için o kadar önemli olmamalı. Mesela bizim medyanın bu gibi durumlarda tuhaf bir ırkçılığı oluyor. Normal bir insan ırkçılık yapsa 'aaa adam ırkçı' derler. Dünyanın herhangi bir yerinde adamın Türklükle alakası olmasa da sadece ismi Türk olduğunda aldığı başarı 'işte Türk'ün başarısı' diye tanıtırlar. Hâlbuki adamın Türklükle ilgisi yoktur. Fatih'in yoktur demiyorum ama öyle adamlar var ki Türkçe dahi bilmiyorlar sadece adları Türk, yıllar önce yurtdışına çıkmış ve en küçük başarıda 'vayy Türk'ün büyük başarısı' oluyor. Bizim Türk'ten kastımız. Biz bu coğrafyada yetişmiş olana Türk diyoruz.
Çoğunlukla şöyle bir görüş var. Sinemamızı köyden şehre bir türlü getiremedik. Köy filmlerini çok iyi çeksek de politik filmler de bir türlü başarıyı yakalayamadık. Bunu neye bağlıyorsunuz?
Bu biraz da seyirciyle alakalı bir durum. Seyirci Recep İvedik'i seyrettiğinde İvedik'in hiçbir kabahati yoktur. Bal filmi gibi bir film Altın Ayı almasına rağmen iş yapamadı. Ya insan bir merak eder, 'bu filme bu ödülü niye vermişler bir bakayım' diye. Beğen ya da beğenme ama bir git gör filmi. Filme gitmiyor, gitmeye tenezzül bile etmiyor. Bu, sinemanın değil seyircinin sorunu. Türkiye'deki en önemli sorun da seyirci. İnsanlar filme birinci gün gitmiyor. Mesela 'Sözün Bittiği Yer' yaklaşık 85 kopyayla çıktı. Birinci gün sadece bin kişi görmeye gitmiş. Yani seans başına ortalama üç kişi ya da dört kişi düşüyor. Bu filmin kötü olduğunu rüyanda mı gördün de gitmiyorsun veya Recep İvedik'in iyi bir film olduğunu nasıl anladın da gidiyorsun. Bunun en büyük müsebbibi medya. Medya tüm unsurlarıyla birini alıp bir yerlere getiriyor, diğerini de alıp bir tarafa indiriyor. Bu bazen de ters tepebiliyor. Bazı filmler var ki tüm pohpohlanmalara rağmen iyi seyirci elde edemiyor. Bir de filme gidecek seyircinin bilet alacak parası olmayabiliyor, oysa seyirciyi destekleseniz parayı yapımcıya kullandırsanız.
İki filminizde yapımcı olarak görünüyorsunuz. Sinema fazlaca külfet isteyen bir sanat. Sizin bu konudaki sıkıntılarınız neler?
Türkiye'de ortak iş yapılamıyor. Herkes 'hallolsun da benim olsun' çabası içerisinde. Bu işi becerenler de bir süre sonra birbirlerine girdikleri için hep ağzı yanan insanlarla çalışmak zorunda kalıyorsunuz. Dolayısıyla ben isterdim ki 'Gülün Bittiği Yer'in yapımcısı başkası olsun. Ama olamadı kimse böyle bir filme katkı sağlamak istemedi. Bir de yapımcı filmi fazlasıyla sınırlardı, 'Aman şurayı çıkartalım. Şurayı söylersek tepki alırız' gibi sorunlar çıkabilirdi. Bu üçüncü filmime maalesef tüm çabalarıma rağmen yaklaşık iki yıldır ortak bir yapımcı bulamıyorum. İlle de profesyonel yapımcı olsun istemiyorum. Yapımcılığa merak saran bir adam olsun istiyorum. Zaten herkes yönetmenliğe, senaristliğe, oyunculuğa müzisyenliğe merak salıyor ancak kimse yapımcılığa merak sarmıyor. Bir şekilde ben bu işe paramla katkı yapayım diyen insanlarla karşılayamıyorsunuz maalesef. Ortak çalışma kültürümüz olmadığı için de bu tür sorunlar devam edecektir. Mesela devletten bir kere destek alan 5 sene destek alamıyor. Bu adam 5 sene boyunca işsiz mi kalacak? Son dönemde çekilen filmlerin tamamına yakınının yapımcısı yönetmenlerin kendileridir. Bundan bir an evvel kurtulmamız lazım.
Sinemamız teknolojik anlamda da fazla ileriye gidemiyor. Bunu dışarıya açılamamamıza da bağlayabiliriz. Çünkü Hollywood tüm ülkelere filmlerini ihraç edebiliyor. Biz filmleri ihraç edebilmemiz için nasıl bir yol izlemeliyiz. Kısacası Türk sineması dışarıya nasıl açılacak?
Aslında Türk sinemasının teknoloji sorunu yok, tamamen ekonomik sorunları var. Avatar gibi bir film Türkiye'de çok rahat yapılabilir. Neticede teknolojiyi ithal edeceksiniz. Bunun için de sermaye gerekiyor. Adam o teknoloji gelişsin diye 12 yıl beklemiş, fakat şimdi beklemeye gerek yok, çünkü o teknoloji var. Avatar'ı önemsediğim için söylemiyorum. Bana göre çok kötü bir film. Filmin hiçbir esprisi yok, ne anlatıyor, derdi ne belli değil. Tamamen çizgi film tadında çocuklar için yapılabilecek bir film. Ama o filmi yapabilmek için adam 12 yıl beklemiş. Öyle bir prezante ediyorlar ki insanlar filme akıyor ve adam iki misli kazanabiliyor. Filmi ben DVD'de seyrettim. Ekranda seyretsem biraz daha büyük resimler görecektim. Teknolojik bir şey diyebilirim. Ama Hollywood artık özgün anlatılmamış hikâye bulamıyor. Sürekli aynı hikayeleri anlatıyor ve kendini tekrarlıyor. Teknolojik anlamda inanılmaz işler yapsalar da film çekemiyorlar. Çünkü orada bir enteresanlık kalmadı. Asıl ilgi çekici hikayeler bu coğrafyada var. Hollywood akıllılık yapıp hikâyelerini ve yönetmenlerini buradan seçse ticari ve sinemasal anlamda büyük başarı yakalar. Bir de oranın yönetmenleri buranın hikayelerini anlatmak için oryantal kalır. Biraz bu kültürü bilmek ve özümsemek lazım. Mesele götürün James Cameron'u Çin'e Hero'yu çektirin. Başarılı olabileceğine inanmıyorum. Orada teknoloji sökmez, çünkü orada başka bir hikâye var.
Türk halkı korkmaz, korkarsa icralardan korkar!
Seyirci potansiyelini nasıl yakalayacağız peki?
Seyirci potansiyelini Türkiye dışına çıkarmalıyız. Buralarda müthiş bir seyirci imkanına sahibiz ve bu interlan kimseye nasip olmaz. Ortadoğu yani Arap dünyası, Türk dünyası bunun içine Hint'i de sokabilir hatta Çin'i de dahil edebiliriz. Çin'de çok büyük seyirci var. Yeter ki doğru yöne dönelim. Biz hedefimizi Edirne'den yukarısına çevirdiğimiz için başarıyı yakalayamıyoruz. Bütün derdimiz şu; biz bu coğrafyanın hikâyesini çekeceğiz. Bu coğrafyayı anlatacağız. Bizim köylü filmler dediğimiz filmlerimiz Avrupa'da inanılmaz ödüller aldı. Şehir filmlerini ancak şehirde yaşayan insanlar çekebilir. Aslında şehirde de büyük dramlar var, onlarda anlatılabilir. Mesela kapitalizmin bankaları var. Bir de bana göre Türkiye'de korku filmi olmaz. Türk insanı en çok bankaların borcundan dolayı gönderdiği dev tebligatlardan korkar. Bunu ben keşfettim ve inşallah bankaların aslında kötü adam olduğunu anlatacağım bir korku filmi yapmak istiyorum. Çünkü kendim bizatihi yaşadım. Sürekli icralar, icralar... Artık klasik korku filmlerindeki karakterler gibi haç göstermiyorum, fakat karşımdakine karşı gösterecek bir şeyim de yok.
Bazı devletler özellikle de İsrail soykırımını bahane ederek onlarca büyük bütçeli soykırımı anlatan filmler çekti. Bu sayede de dünya kamuoyunda mazlum bir kitleye bürünüp, zalimce tavır takındı. Bunda sinemanın payını nasıl görüyorsunuz. Biz bu gücü ne zaman kavrayacağız?
Bana göre dünyada en büyük soykırımı Türkler yaşadı. 93 Harbinden sonra yaşanan büyük göçte 3.5 milyon insanımızı kaybettik. Bosna'da Bulgaristan'da Yunanistan'da milyonlarca insan katledildi. 2. Dünya Savaşı sırasında Çin'de ve sadece Avrupa'da 200 bin Türk katledildi. Biz bunları çekmemiz gerekirken, Museviler bu işi layıkıyla yapıyor. Museviler dünyanın her yerinde keşfettikleri gibi Türkiye'de de basının hakimi, daha sonra da sinemanın hakimi oldular. Sonra buralardan ekmek çıkmayacağını anlayıp, başka yerlere gitmeye başladılar. Zaten Hollywwod'u oluşturan öğe 2. Dünya Savaşı sırasında Musevilerin Amerika'ya kaçmalarıdır. Bütün büyük Alman sinemacıları Hollywood sinemasının temellerini oluşturdu. Zamanla büyük çığır açtılar ve şimdi dünyanın her yerinde bu tür işlerin altında Musevileri görebilirsiniz. Bir de bizim bakış açımızı iyi algılamalıyız. Eğer siz buna sanat gözüyle, tanıtım gözüyle bakmazsanız, bu sadece sinema derseniz çağı yakalayamazsınız. Bu çağın mimarisi sinemadır. Dolayısıyla da önce devlet başlayacak. Bunun zenginlerini oluşturacak ve sonrasında verimini alacak. O zaman bakacaksınız ki dünya, Türkleri ve bu coğrafyayı tanıyacak. Bir Amerikalı ismini duyduğunda 'Türkiye neresidir' diye sormayacak.
İsmail Güneş'le kısa ve öz
Yaşamak istediğiniz ülke ve şehir
Türkiye, İstanbul
İstanbul'da nerede ve hangi mekânlarda vakit geçirirsiniz?
Genelde Beyoğlu ve çevresinde vakit geçiririm.
Sinema haricinde ilgilendiğiniz bir uğraş var mı? (siyaset spor vb)
Sinema dışında bir şeyle ilgilenmiyorum ama seyahate sık çıkarım.
Bir numaralı filminiz
Michelangelo Antonioni'nin Blow-Up filmi.
Seyredip de bir türlü unutamadığınız ve sürekli hatırladığınız bir sahne
Yine Michelangelo Antonioni'nin Yolcu filminde sondan bir önceki sahne beni fazlasıyla etkilemiştir. Yaklaşık 11 dakikalık bir plandan oluşuyor.
Sinemasını kendinize yakın gördüğünüz yönetmenler var mı?
Eskilerden Michelangelo Antonioni son dönemde ise Michael Haneke beni fazlasıyla sarsıyor.
Sinemaya uyarlamayı düşündüğünüz kitap?
Peyani Safa'nın Yalnızız romanı.
Elinizde büyük bir bütçe var ve hayalinizdeki filmi çekeceksiniz. Bu filmin türü ve konusu ne olurdu?
Gemilerin karadan yürüdüğü geceyi anlatmak isterdim.
Yaşamınızı birkaç kelimeyle özetleseniz hangi kelimeleri kullanırsınız
Ağladım... ağladım... ağladım
Nelerden mutlu olursunuz
Başarmaktan.
Sizi en çok ne üzüyor?
Ülkemin hali. 29.6.2010 Seyid Çolak Milli Gazete |